Savunma Sanayii Başkanlığı, ülkemizde savunma sanayii altyapısının tesisine ilişkin politikaların tespiti ve bu politikaları tatbik etme yetki ve sorumluluğuna sahip mekanizmaların oluşturulması amacına uygun olarak 1985 yılında 3238 sayılı Kanun’la Milli Savunma Bakanlığı bünyesinde “Savunma Sanayii Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı” (SaGeB) olarak kurulmuş, 1989 yılında Savunma Sanayii Müsteşarlığı olarak yeniden yapılandırılmıştır. Müsteşarlık 2017 yılında gerçekleştirilen düzenleme ile Cumhurbaşkanı’na bağlanmış, 2018 yılında ise 703 sayılı “Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” ile T.C. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı olarak yeniden yapılandırılmıştır. 7 numaralı “Savunma Sanayii Başkanlığı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kuruluş, görev, yetki ve sorumlulukları düzenlenmiştir.

Türk savunma sanayii, 18. yüzyıldan itibaren Avrupa’daki teknolojik gelişmelerin gerisinde kalmaya başlamış ve Birinci Dünya Savaşı sırasında etkinliğini büyük ölçüde yitirmiştir. Bu nedenle, Cumhuriyet’in ilk yıllarında bu alanda ciddi bir altyapı devralınmamış, faaliyetler ise Kurtuluş Savaşı sırasında kurulan birkaç üretim tesisi ile sınırlı kalmıştır.
Cumhuriyet döneminde savunma sanayii, topyekûn sanayileşme ve kalkınma hareketinin önemli bir parçası olarak kabul edilmiş ve bu doğrultuda ilk planlı dönemde savunma sanayiinin devlet eliyle geliştirilmesi öngörülmüştür. Karşılaşılan tüm iktisadi ve teknolojik olumsuzluklara rağmen, Cumhuriyet’in ilk yıllarında ulusal savunma sanayi bakımından temel oluşturacak nitelikte bazı yatırımlar yapılmış, başta 1921 yılında Askeri Fabrikalar Genel Müdürlüğü’nün kuruluşu olmak üzere, özellikle silah-mühimmat ve havacılık sektörlerinde önemli girişimlerde bulunulmuştur. 1924 yılında Ankara’da hafif silah ve top tamir atölyeleriyle fişek fabrikaları, yine aynı yıl Yavuz zırhlısının bakımı amacıyla Gölcük Tersanesi kurulmuştur. Türkiye'nin ilk ve en büyük özel sektör savunma sanayi fabrikasının temelleri 1925 yılında Şakir Zümre tarafından İstanbul Haliç'te ve tamamı yerli sermaye ile atılmıştır. Türk havacılık sanayii faaliyetleri 1926 yılında Tayyare ve Motor Türk A.Ş.(TamTAŞ)’nin kuruluşu ile başlamıştır. 1930’lu yıllarda İstanbul’da Nuri Killigil tesisleri (Tabanca, Havan ve Mühimmat Üretim Tesisleri) de yine dönemin savunma sanayii alanında ilk özel firmaları arasında onumlanmıştır. 1940 yılında Nuri Demirağ uçak fabrikası tarafından NUD-36 eğitim uçağı 24 adet imal edilmiş, 1944 yılında ise NUD-38 altı (6) kişilik yolcu uçağı üretilmiştir.
Türk Hava Kurumu tarafından 1941 yılında Ankara’da kurulan uçak fabrikası ise havacılık sanayiinde ilk büyük girişim olarak kabul edilmektedir. 1944 yılında üretime başlayan fabrikada çok sayıda eğitim uçağı, nakliye uçağı ve planör üretimi gerçekleştirilmiştir. 1945 yılında da yine Ankara’da ilk uçak motoru fabrikası kurulmuştur.
Cumhuriyet döneminde milli bir savunma sanayiinin tesisi hedefine yönelik gerçekleştirilen girişimlere rağmen, İkinci Dünya Savaşı ve sonrasında İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından sağlanan hibe ve yardımlar ile Türkiye’nin Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) girişiyle artış gösteren askeri yardımlar, henüz kuruluş aşamasında bulunan savunma sanayiinin gelişmesini durdurmuştur.
Bu kapsamda, 1941–1944 döneminde Ödünç Verme ve Kiralama (Lend and Lease) Kanunu çerçevesinde ABD tarafından Türkiye’ye 95 milyon dolarlık savaş malzemesi verilmiş, ayrıca 1945 yılında Türkiye ve ABD arasında yapılan Askeri Yardım Antlaşması ile İkinci Dünya Savaşı sırasında sağlanacak askeri yardım bir anlaşma ile taahhüt altına alınmıştır.
Savaş sonrası dönemde ise Truman Doktrini ve Marshall Planı çerçevesinde ABD tarafından sağlanan yardımlar ile bir yandan Türk ordusunu modern silahlarla donatarak Türkiye’nin savunma gücünü arttırılması diğer yandan ise askeri harcamaların ekonomi üzerinde yarattığı olumsuz etkinin azaltılması amaçlanmıştır.
Sonuç olarak sağlanan yardımlar, Sovyet tehdidi karşısında Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) nin caydırıcı gücünün artırılmasına önemli ölçüde katkı sağlamıştır. Ancak ABD’den gönderilen malzemelere bir bedel ödenmemesine rağmen bu malzemelerin bakımı için her yıl bütçeden ayrılan 400 milyon TL’lik kaynak, savunma harcamalarının ekonomi üzerinde yarattığı olumsuz etkiyi artırmıştır.
Bu dönemde savunma sanayii alanında dış yardım ve dış alım politikası uygulanmıştır. 1952 yılında Türkiye’nin NATO’ya üye olmasıyla başlayan süreçte ihtiyaç fazlası savunma teçhizatının müttefik ülkelerce hibe edilmesi, savunma ürünlerinin yurt içinde üretimini engellemiş, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, giderek artan dış yardımların da etkisiyle savunma sanayiinin geliştirilmesi için sarf edilen çabalar yavaşlamıştır. TSK’nın yurt içi siparişlerinin azalmasına bağlı olarak askeri fabrikalar verimliliklerini yitirerek milli bütçe üzerinde yük oluşturmuştur. Tüm bu sebeplerle askeri fabrikalar, 1950 yılında kamu iktisadi devlet teşekkülü şeklinde kurulan Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK) Genel Müdürlüğü bünyesine alınmıştır. Örneğin, THK-5A hafif nakliye uçağı üretimi gerçekleştirerek, söz konusu uçağın ambülans versiyonunu Danimarka’ya ihraç eden Türk Hava Kurumu (THK) uçak fabrikası MKEK’ye devredilmiş, ancak söz konusu fabrika 1968 yılında tekstil fabrikasına dönüştürülmüştür.
ABD tarafından sağlanan askeri yardımların savunma sanayiinin gelişimi ve ekonomi üzerinde yaratmış olduğu bu olumsuzlukların yanı sıra Truman Doktrini kapsamında ABD ile imzalanan anlaşmada yer alan askeri yardım kapsamında sağlanan malzemelerin amaçlarının dışında kullanılamayacağı yönündeki hüküm 17 yıl sonra Kıbrıs bunalımında Türkiye karşısına büyük bir engel olarak çıkmıştır.
TSK’nın ihtiyaç duyduğu silah, araç ve gereçlerin geliştirilmesi çabaları, Milli Savunma Bakanlığı (MSB) bünyesinde 1954 yılında kurulan Ar-Ge Daire Başkanlığı ile birlikte gündemde tutulmuş, İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (1968-1972) nda Diğer harcamalar içinde milli savunma harcamaların hızla artan bir nitelik gösterdiğine vurgu yapılmış ve milli savunma altyapı yatırımları ilk kez gündeme getirilmiş, 1970 yılında MSB Teknik Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın kurulması ile de savunma sanayiinin geliştirilmesi çabaları yeniden hız kazanmıştır. Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı (1973-1977) nda milli savunma hizmetlerinin gerektirdiği araç ve gereçlerin yeterli ölçülerde sağlanması ile millî sanayileşme çabaları arasında sistemli bir bağlantı kurulacağı belirtilerek, milli savunma alanında sanayileşmenin önemi ilk kez vurgulanmıştır.
1974 Kıbrıs bunalımı sırasında, müttefik ülkelerden alınan savunma teçhizatının Türkiye’nin ulusal çıkarları doğrultusunda kullanılması ihtiyacı doğmuş; ancak başta ABD olmak üzere, bazı müttefik ülkelerce çıkarılan engeller sebebiyle savunma ihtiyaçlarının karşılanmasında diğer ülkelere mutlak bağımlı hale gelinmesinin sakıncaları kuşkuya yer bırakmayacak şekilde gözler önüne serilmiştir. Bu durum, Türkiye’de modern bir savunma sanayii altyapısının oluşturulmasına yönelik politikaların temelini teşkil etmiştir. Federal Almanya’dan alınan lisanslar ile MKEK’de gerçekleştirilen G-3 ve MG-3 tüfek üretimi izlenen bu politikanın somut örnekleridir.
Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında uygulanan ambargoya gösterilen ulusal tepki sonucu Kara, Hava ve Deniz Kuvvetleri Güçlendirme Vakıfları kurulmuştur. Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Güçlendirme Vakıfları tarafından yürütülen çalışmalar ile bazı temel sahalarda; ASELSAN, HAVELSAN, ASPİLSAN gibi devlet sermayesine dayalı yatırımlar gerçekleştirilmiştir. 1974-1983 arası süreçte kurulan şirketler arasında HEMA Dişli Sanayii ve Ticaret A.Ş., Asil Çelik Sanayi ve Ticaret A.Ş., Barış Elektrik Endüstrisi A.Ş., İşbir Elektrik Sanayi A.Ş., ASMAŞ ve Yüksek Teknoloji A.Ş de yer almaktadır. Ancak yaşanan bu gelişmelere karşın mevcut kaynaklar ve uygulanmakta olan tedarik politikalarıyla TSK’nın 1950’lerden itibaren biriken ve giderek büyüyen savunma teçhizatı açığının kapatılmasının mümkün olamayacağı anlaşılmış, bu doğrultuda 1983 yılında TSK’nın donatımı ve ihtiyacı olan her türlü mühimmat, harp silah araç ve gereç, teçhizat makine, cihaz ve sistemleri ile bunların yapım, bakım ve onarımlarında kullanılacak yedek parça, hammadde, ilaç ve ilaç hammaddeleri üretmek, seri halde yenilemek, büyük tadilat işlerini yapmak ve tedarik etmek amacı ile tüzel kişiliği haiz, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesi ile sınırlı bir kamu iktisadi kuruluşu olan Savunma Donatım İşletmeleri Genel Müdürlüğü kurulmuştur. 1984 yılında ise TUSAŞ Havacılık ve Uzay Sanayi A.Ş. (TAI), Aksa Makina Sanayi A.Ş.ve ETA Elektronik Tasarım Sanayi ve Ticaret A.Ş. faaliyetlerine başlamıştır.
5. Beş Yıllık Kalkınma Planı (1985-1989) ile savunma sanayiinin geliştirilmesine yönelik yatırımlara ağırlık verileceğinin altı çizilmiştir.
1985 yılında 3238 sayılı Kanun ile savunma sanayiinin geliştirilmesi ve TSK’nın modernizasyonu amacıyla Savunma Sanayii Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (SAGEB) kurulmuş, Başkanlık 1989 yılında Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM) olarak yeniden yapılandırılmıştır. Kanun ile ilke olarak TSK’nın ihtiyaç duyduğu her türlü silah, araç ve gerecin mümkün ve ekonomik olduğu ölçüde Türkiye’de üretilmesi benimsenmiştir. 3238 sayılı Kanun, tamamıyla yeni bir savunma sanayii anlayışının yanı sıra, son derece esnek ve hızlı işleyen bir sistem getirmiştir.
Milli bir savunma sanayii altyapısının tesisini öngören bu politika ile geçmiş uygulamalardan farklı olarak;
1998 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Türk Savunma Sanayii Politikası ve Stratejisi Esasları ile;
3238 sayılı Kanun ile ortaya konan amaç, üstlenilen görevler ve belirlenen politika doğrultusunda 1990-2000 yılları arasında tedarik yaklaşımı da hazır alımdan ortak üretime doğru değişiklik göstermiş, bu süreçte Zırhlı Muharebe Aracı, Hafif Nakliye Uçağı, Başlangıç Eğitim Uçağı, Cougar Helikopteri gibi projeler öne çıkmıştır. 2000 sonrasında ise ana platformlarda kısmi tasarım yaklaşımına yöneliş gerçekleşmiştir.
1985-2006 arası dönemde savunma sanayi alanında belirlenen politika doğrultusunda TUSAŞ Motor Sanayii A.Ş. (TEI), MAN Kamyon ve Otobüs Sanayii A.Ş., STFA Savronik Elektronik Sanayii ve Ticaret A.Ş. , Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı (TSKGV), MİKES - Mikrodalga Elektronik Sistemler Sanayii ve Ticaret A.Ş. ,FMC-NUROL Savunma Sanayii A.Ş. (FNSS), ROKETSAN, TRANSVARO Elektron Aletleri Sanayii ve Ticaret A.Ş., MARCONİ Komünikasyon A.Ş. (SELEX), GATE Elektronik, Aydın Yazılım ve Elektronik Sanayii ve Ticaret A.Ş. (AYESAŞ) HAVELSAN Teknoloji Radar, MTU Motor Türbin Sanayi ve Ticaret A.Ş., ESDAŞ Elektronik Sistemler Destek Sanayii ve Ticaret A.Ş., Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Ticaret A.Ş. (STM), NUROL Makine Sanayii A.Ş., TİSAŞ Trabzon Silah Sanayi AŞ , Girsan Silah Sanayii, İNFOTRON Elektronik ve Bilgisayar Sistemleri Üretim ve Tic. A.Ş., RMK Marine Gemi Yapım Sanayi, Alp Havacılık, Milsoft Yazılım Teknolojileri A.Ş.,Yonca-Onuk Adi Ortaklığı, HAVELSAN EHSİM, Inta SpaceTurk, YALTES Elektronik ve Bilgi Sistemleri Üretim ve Ticaret A.Ş., Vestel Savunma Global Teknik A.Ş., KALETRON Yazılım Teknolojileri San. ve Tic. A.Ş., SDT Uzay ve Savunma Teknolojileri ve Meteksan Savunma başta olmak üzere çok sayıda kuruluş faaliyet göstermeye başlamıştır.
2006 yılında yayınlanan 9. Kalkınma Planı (2007-2013)’nda savunma sanayiinde; ihtiyaçları güvenli ve istikrarlı bir biçimde milli imkânlarla karşılamak üzere rekabetçi, kendine yeten, esnek, ülke sanayii ile bütünleşmiş, ortak üretim-tasarım ve Ar-Ge alanlarında uluslararası işbirliği çalışmalarına etkin katılım sağlayan bir yapıda üretimin geliştirilmesi ve bunun için gerekli altyapı ile teknolojik ve yönetsel kabiliyetlerin kazanılması temel hedef olarak belirlenmiştir. Yine 2006 tarihli Savunma Sanayii Özel İhtisas Komisyon Raporu 2007-2013 ile temel sektörel vizyon; “Ulusal savunma ve güvenlik ihtiyaçlarını yurtiçi etkin çözümler geliştirerek karşılayabilen, uluslararası rekabet gücüne sahip bir savunma sanayii altyapısına erişilmesi” olarak belirlenmiştir.
2007-2011 Stratejik Planı ile SSM de; Türkiye’nin savunma ve güvenliğine yönelik olarak TSK ve kamu kurumlarının sistem ihtiyaçlarını karşılamak ve savunma sanayiinin geliştirilmesine yönelik strateji ve yöntemleri belirlemek ve uygulamak misyonu doğrulusunda ülkenin stratejik savunma ve güvenlik ihtiyaçlarına teknolojik gelişmeler doğrultusunda özgün yurt içi çözümler sunan, uluslararası pazara entegre ve rekabetçi bir savunma sanayiine yön veren uzman tedarik kurumu olmaya yönelmiştir. 2010’lu yıllardaysa kritik teknolojilerin ve tasarım kabiliyetlerinin azami ölçüde yurt içinden karşılanması amacıyla, yurt içindeki ana yüklenicilerin sorumluluğunda özgün tasarım programlarına ağırlık verilmiştir. SSM’nin 2012-2016 Stratejik Planı’nda vizyonu savunma ve güvenlik teknolojilerinde Türkiye’yi üstün kılmak şeklinde ortaya konulmuş ve ülkenin savunma ve güvenlik yeteneklerinin gelişimini sürekli kılacak sanayileşme, teknoloji ve tedarik programları yönetmek misyonu üstlenilmiştir. Bu doğrultuda TSK’yı, geleceğin muharebe ortamına hazırlayacak, savunma ve güvenlik teknolojilerinde yetkinlik kazanmayı, teknolojik üstünlük kazandıracak platform ve sistemlerin yurtiçinde geliştirilmesini amaçlayan bu programların hizmete alınmasıyla Türkiye’nin yurtdışına bağımlılığı önemli ölçüde azaltılmıştır. MİLGEM Korveti, Altay Tankı, Atak Taarruz Helikopteri, Anka ve Bayraktar İnsansız Hava Araçları, Hürkuş Eğitim Uçağı, Göktürk-1 Gözetleme uydusu, Yeni Tip Karakol Botları, Süratli Müdahale Botları, Milli Piyade Tüfeği, Mayına Karşı Korumalı Araçlar, Hava Savunma ve Füze Sistemleri başta olmak üzere birçok sistem, alt sistem ve silah sistemi savunma sanayiinde bağımlılığı azaltan projelerin sonuçlarıdır.
Bu çerçevede 2006 sonrası süreçte savunma sektöründe önemli mesafeler kat edilmiştir. 2002 yılında 1.3 ABD doları olan savunma ve havacılık sektörü cirosu 6 milyar ABD Dolarına, savunma ve havacılık ihracatı 247 ABD Dolarından yaklaşık 2 milyar ABD Dolarına ve Ar-Ge harcamaları 49 milyon ABD Dolarından 1.25 milyar ABD Dolarına ulaşmıştır. Ayrıca, “Dünyadaki En Büyük 100 Savunma Sanayii Şirketi” arasında üç Türk şirketi de yer edinmiştir.
10. Kalkınma Planı (2014-2018) savunma sanayiinin rekabetçi bir yapıya kavuşturulması, savunma sistem ve lojistik ihtiyaçlarının özgün tasarıma dayalı olarak ülke sanayisiyle bütünleşik ve sürdürülebilir bir şekilde karşılanması, uygun teknolojilerin sivil amaçlı kullanımı ile yerlilik oranının ve Ar-Ge’ye ayrılan payın artırılması ve belirli savunma sanayi alanlarında ağ ve kümelenme yapılarının desteklenmesine vurgu yapmaktadır. Plan ile uyumlu olarak 2017-2021 Stratejik Planı’nda SSM “özgün tasarım ve ileri teknoloji yetenekleriyle savunma ve güvenlik alanında Türkiye’yi küresel bir oyuncu haline getirmek” üzere “ülkemizin savunma ve güvenlik alanlarındaki gücünü artıracak yeteneklerini geliştirerek savunma sanayiinin sürdürülebilirliğini sağlayacak programları bütünsel bir yaklaşımla yönetmek” üzere amaç ve hedefler belirlemiştir.
2017 yılında doğrudan Cumhurbaşkanına bağlanan Savunma Sanayii Müsteşarlığı, 2018 yılında 7 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Başkanlık statüsüne kavuşturulmuş ve görev, yetkileri ve sorumlulukları bu doğrultuda düzenlenmiştir. Bu kapsamda temel politikası; yerli sanayi altyapısından azami ölçüde yararlanmak ve ileri teknoloji yatırımları başta olmak üzere Ar-Ge faaliyetlerini yönlendirmek ve teşvik etmek suretiyle gerekli her türlü silah, araç ve gerecin mümkün olduğunca Türkiye’de üretiminin sağlanması olarak belirlenmiştir.
Öte yandan, 2018 yılı itibarıyla savunma ve havacılık cirosu 8,761 milyar ABD Doları, savunma ve havacılık ihracatı 2,188 milyar ABD Doları, Ar-Ge harcamaları ise 1,448 milyar ABD Doları olmuştur. Başkanlığımızda yürütülen savunma Projelerinin sayısı 667’ye çıkmış ve bu projelerin sözleşme bedeli ise yaklaşık 60 milyar ABD Dolar olarak gerçekleşmiştir. Ayrıca, savunma ve güvenlik alanında “Dünyadaki En Büyük 100 Savunma Sanayii Şirketi” arasında 2018 yılı itibarıyla Türk şirketlerinin sayısı 5’e yükselmiştir.
Savunma Sanayii Başkanlığı’nın 2019-2023 Stratejik Planı’nda da atıfta bulunulan 11. Kalkınma Planı çerçevesinde Silahlı Kuvvetlerimizin ve Güvenlik Güçlerimizin ihtiyaçlarını, sürekli gelişim anlayışı ile azami ölçüde milli teknolojiler ve yerli imkanlarla karşılamak ve savunma ihracatını artırmak üzere savunma sanayii ekosistemini güçlendirmek ve savunma sanayiinde edinilen becerilerin sivil sektöre yayılımını sağlamak temel amaç olarak belirlenmiştir. Bu amaç doğrultusunda söz konusu Stratejik Planda
2024-2028 Stratejik Plan çerçevesinde ise sektörel gelişimde rekabetçiliğin ve sürdürülebilirliğin sağlanması, geleceğe yön verecek teknoloji ve yeteneklerin milli imkanlarla geliştirilmesi ile kurumsal ve sektörel kapasitenin geliştirilmesi doğrultusunda hedefler belirlenmiştir. Bu çerçevede, yapay zeka, otonom teknoloji ve siber güvenlik gibi ileri teknoloji alanlarında yeni projeler başlatılırken bir yandan da Yetenek Envanteri’nin (YETEN) oluşturulması ve Endüstriyel Yetkinlik Değerlendirme ve Destekleme Programı’nın (EYDEP) hayata geçirilmesi ile Türk savunma sanayii endüstriyel tabanın yaygınlaştırılması yönünde adımlar atılmıştır.